5 Ağustos 2016 Cuma

MODA’LYONUN DİĞER YÜZÜ (5 agustos 2016)



Davulun sesi uzaktan hoş gelir ya, görüntüsü de uzaktan hoş gelen şeyler vardır bence; mesela haliç uzaktan bakıldığında hayranlık uyandırır, parmağını sokabilir misin acaba? Gece ışıl ışıl boğaz şahanedir ama gündüz pislikleri görünce tüylerin ürperir, İzmit Körfezi havzası, bakınca hayran kalırsın da tek balıkçık görebilir misin sularında?

İşte öyle bir gerçeklikle yüz yüzeyim yıllar sonra. Bebekliğimin geçtiği evin yakınına 45 yıl sonra geldim ve yerleştim. Zaten 31 yıldır da Kadıköy’deyim ve ne zaman kafamı dinlemek istesem kendimi çarşıya atar, mühürdardan çıkarak Moda’ya koşar, sonra ara sokaklarda dolaşıp Bahariye’den iskeleye inerek tekrar evime dönerdim. Şimdi zaten içindeyim dolaştığım yerlerin ve bugüne kadar göremediklerimi, yaşamadıklarımı yaşayarak kederler içindeyim.


Her eline demlik alan, bir düzine çay bardağı ve fincanı kapan, 8 metrekarelik bir dükkan kapatıp çay-kahve, kahvaltı bilmem ne kafesini yanyana açtı. Aralarında bir su borusu kadar uzaklık var. Yığınlarla ev yemekleri yapan minicik dükkanlar ve bütün gün pişen dolmaların sokakları saran geniz yakıcı kokuları, yığınla baharat ve sosla ancak lezzetlendirebildikleri, kötü malzemeden yapılmış et tavuk sotelerinin uykunuzda burun deliklerinizden giren kokularıyla uyanmak zorunda kalmak bunun en büyük kanıtı. Dükkanlar minnacık olduğundan dolayı istila edilen kaldırımlar; elinizde paketlerle asla sığamadığınız için yola inmek durumunda kalıp, arabalar ve kullananlarla yaşadığınız tartışmalar.

Ailelerin oturduğu güzelim apartmanların çok iyi kira getirisi olduğu için alt katlarında BAR, PUB vs. açılmasına izin vermeleri ve bar fedaileri ile birlikte yaşamak zorunluluğu, gece sabahlara kadar rezil kepaze çığlıkları dinlemek şahane. Moda yaşanacak yer canım yaaaaaaaaa.

Son yıllarda ağır İslamcı rejimin ve dayatmaların toplumda yarattığı hezeyan nedeni ile, onlara oy verenlerin bile sığındığı özgürlük limanı olan Kadıköy’de yozlaşan, iğrençleşen, cıvıklaşan yaşam. Sanki Kadıköy iskelesine ayak bastığında alkol almak mecburiymiş gibi, sentetik uyuşturucularla kafayı güzelleştirmek serbestmiş gibi bir ruh hali içinde olan, genelde ailesinden ayrılmayı becerebilmiş, yalnız yaşama ödülünü omuzları üzerinde kaldırmış ve her türlü manyaklığı yapma hürriyetini ele geçirmiş gençlik için yığılma merkezi haline gelmiş Kadıköy.

Her evde iki köpek, her giriş katında sekiz kedi beslemek zaruri, hayvanlara eziyetin ötesine geçmeyen pet fetişizmi (hatta faşizmi) ve işkence altındaki o güzel canlılar… ŞOK’tan BİM’den alınmış boyalı et ürünleri ile beslenen, çoğu kansere yakalanan sokak hayvanları ve içler acısı durum. Bütün sokaklar ve kaldırımları öbek öbek kaka, üstüne basılıp da patinaj yapıldığı izlerinden anlaşılan dışkılar ve koku. At kestanesi, manolya, ıhlamur, çınar ağaçları gölgelerini hepimize sunarken yararlanamamak daha da ilginç bir vaka ki; hemen bu kısmı açayım:

Her Fenerbahçe maçı sonrası açıkhava helasına dönüşen Yoğurtçu Parkı, bu nedenle iki gün girilemeyen, çimlerine uzanılamayan bu güzel parkın pisliği, yüzlerce şişe, strapor tabaklar, çerez ambalajları ve diğerleri. Yine Kadıköy-Moda’nın sokaklarında, yukarıda sözünü ettiğim o güzel ağaçların yanından idrar kokusu nedeniyle geçememek, ayakkabınıza rağmen basmaya iğrendiğiniz taşlar, ve nam-ı nişane olarak belirli noktalara bırakılan şişeler (bilin ki orada işenmiştir).

Alkole karşı değilim, doğada var alkol. Ben de güzel bir ızgara balığın yanında bir duble rakıyı, enfes hazırlanmış etin yanında iki kadeh kırmızı şarabı, midye-kokoreçin yanında bir bardak buz birayı çok severim. Hayatımda ötesine geçmedim. Sigara nasıl keyifse (ki zararlı) burada da zararlı keyif unsuru olduğunu bilerek ama isteyerek tercih edilmişlik vardır. Keza henüz ağaç diplerine kakamızı yapmadık, sokaklara kusmadık hamdolsun. Bu konuyu da açıklığa kavuşturduktan sonra diyeceğim o ki; bizde mi bir sorun var, bu ülkenin suyunda, toprağında mı bir sorun var, ya da bu genetik yozlaşma nereden oldu, nasıl böyle manyaklaştık anlamıyorum. Filmlerde hayran kalınacak servetlerimiz oldu, gerçekte ise çöpe atacağımız şeylerimiz… sadece ŞEYLER evet.

Kısacası efsane BAYLAN, efsane ÇİYA, efsane MERCAN, efsane KIRINTI, efsane SAYLA MANTI, efsane CAFER EROL, efsane BEYAZ FIRIN, efsane BOMONTİ Çay bahçeleri, efsane ALİ USTA, siz hala kalbimizdesiniz



























3 yorum:

Serap Selçuk dedi ki...

Tek kelimeyle güzel! Ötesi yok...

Derya Alkoc dedi ki...

Şahane bir yorum olmuş. Resimler de mükemmel. Eline sağlık.

Zeynep Sağlam dedi ki...

teşekkür ederim